21 Mayıs 2012 Pazartesi
Ve Aziz Yıldırım yeniden başkan!
Sağlık çalışanına ek ödeme müjdesi
Türk futbolunun acı günü
Fernandesten kötü haber
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Demirtaşla Özel Röportaj
30 Ocak 2011 Pazar 13:35

Demirtaş'la Özel Röportaj

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Yüksekova Haber’e gündemdeki konuları değerlendirdi: "Milletvekili sayımızı 80'e çıkarabiliriz"RÖPORTAJ: NECİP ÇAPRAZ – MEHMET AKKOŞ

- Önümüzdeki genel seçimlerde partinizin aday belirlerken izleyeceği temel kriterler neler olacak?

Öncelikle Yüksekova Haber aracılığı ile şahsınızda bütün Gever halkına teşekkürlerimi sunuyorum. Tabi ki aslında bu bizim önceki seçimlerden de bizim açımızdan tartışılmış, netleşmiş bir meseledir. Her şeyden önce bu bölgenin gerçeklerini bilen, insanlarını tanıyan, halkın güvendiği ve halkın onay vereceği, seçildikten sonra da halkı layıkıyla temsil edecek niteliklere sahip ve bu halkın siyasetini her platformda güçlü bir şekilde dile getirebilecek bir profil arıyoruz. Bununla birlikte seçildiği bölgenin değerlerini, seçildiği yerin hassasiyetlerini yakından takip eden ve bu değerlere bağlı bir aday profili olacak.necip-capraz56514.jpg

Aday belirlemek için ön seçim yapılacak mı?

Tabi ki biz halkın bir şekilde görüşünü alacağız. Ama bu hangi yöntemle olacak biz önümüzdeki günlerde bunu net olarak belirleyeceğiz. Kesinlikle halka soracağız.

- CHP barajın düşürülmesini istiyor, iktidar partisi AKP ise karşı çıkıyor. Bu iki partinin bu konudaki düşüncelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gönül isterdi ki barajı aşabilecek gücümüz olsun. Halen bu konuda resmi kararımızı vermedik. Ama biz parlamentoda temsil edilmek istiyoruz. Halkımız böyle bir beklenti içerisindedir. Bunu karşılayacak bir formülü bulacağız.

- BDP’NİN “kadın kotası” oranı nedir?

Bu aslında kadın kotası değil cinsiyet kotasıdır. Yani erkeğin kotaya ihtiyacı olabilir. Kadınlar giderek parti de güçleniyor. Biz bundan da memnuniyet duyuyoruz. Bu cinsiyet kotasıdır, kadın için de erkek için de en az %40 olması lazım. Her yer için geçerlidir bu. Benim temennim ve beklentim bu oranın en az yarı yarıya olmasıdır. %50’şer olarak kadın erkek temsiliyetini gerçekleştirmektir.

- BDP’nin seçimlerde elde etmek istediği, hedeflediği parlamenter sayısı (bağımsız adaylarla girmesi halinde) nedir?

Tabiki bağımsız gireceksek 35-40 arasında civarında bir milletvekili sayısı çıkarabilirz. Parti olarak seçimlere girip halkımızın bütün oylarını toplayabilirsek 70 dolayında milletvekili çıkarabilecek gücümüz var. Hatta 80’e kadar da çıkarabiliriz.

- Şu sıralarda değişik partilerle ittifak söylemleri gelişiyor. BDP’nin bu konuya bakış açısı nedir? İttifak yapılabilir mi ve kimlerle?

Yok bizim partilerle bir ittifak çalışmamız olmayacak. Ama bizim halkımızın kendi içinde, Türkiyeli demokrasi güçleri ile bir iş birliğimiz olabilir. Bu bir partiler ittifakı veya seçim ittifakı şeklinde olmayacaktır.

- Öcalan son avukat görüşmelerinde Yüksekova’yı demokrasi mücadelesinde model olarak gösterdi. Bu açıklamalardan sonra devlet, Yüksekova ve Cizre’nin il olmasını gündeme getirdi, bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Tabi Sayın Öcalan’ın Gever ile ilgili Hakkari ile ilgili değerlendirmeleri önemlidir.Yani orada model göstermesinin nedeni halkın tamamının örgütlü olmasıdır. Kent meclisleri, mahalle meclisleri şeklinde örgütlü olmasıdır. Orada alınan kararların, yönetimle belediye ile ilgili kararların halka danışılarak alınması budur. Bu önemli bir modeldir. Yani özellikle halkın Yüksekova ve Hakkari’de yönetime katılması önemli bir işleyiştir. Bunun her yerde yayılması lazım. Tabi devlet de buna karşılık Yüksekova’yı Hakkari’yi özel olarak cezalandırıyor.Bu referendumdaki halk oylamasında boykotta para cezası kestiği gibi benzer şekilde yatırım yapmayarak, işte istihdam oluşturmayarak, işsizliği çözmeyerek bir şekilde cezalandırıyor. Ama biz bütün sorunların ordaki halkın öz gücü ile çözülebileceğine inanıyoruz. Demokratik özerklik modelinde halkın işsizlik, eğitim, sağlık bütün sorunları daha kolay çözülebilir. Yatırım çok daha rahat gelebilir bölgeye. Bu nedenle demokratik özerkliğin inşası Hakkari için de Gever için de çözüm modelidir.

 

 

necip-capraz2-56515.jpg   

- Fırat’ın doğusu acıdan, hüzünden nasıl arınır? Son günlerde medyaya yansıyan toplu mezarlar konusundaki yorumunuz nedir?

Bu konudaki bizim temel çözüm önerimiz Hakikatleri Araştırma Komisyonu’dur. Bir çok ülkede geçmişte denenmiş,yapılmıştır. Şili’de, Güney Afrika gibi geçmişinde acılar yaşamış bir çok ülke bunu denemiştir. Bu hakikat komisyonlarının işleyişinde resmi yetkililer, eski hakimler, savcılar, sivil toplum örgütleri temsilcileri, insan hakları örgütleri, bir bütün olarak gerçek nedir, o dönemde yaşanan hakikatler nedir bunları ortaya çıkarmak için komisyonda yer almalıdırlar. Bütün tanıkları, bütün dosyaların hepsini yeniden ele alır bu komisyonlar. Köyler neden yakıldı, Çorum, Maraş olayları neden oldu? Darbeler nasıl gerçekleşti? Sorumluları kimlerdir? Faili meçhuller nasıl oldu? Sorumluları kimlerdir? O dönem sorumlu siyasetçi, güvenlik güçleri, sorumlu paşası, generali, emniyet müdürü, olağan üstü hal valileri kimlerdir? Bunlar niye göz yumdular? Bütün bunların açığa çıkarılması ile ancak bu bölgenin acıları diner. Yani bunun başka bir formulü yoktur. Şu anda bölge halkı tekrar bunların yaşanmayacağına dair bir güven duymuyor ki. Yani gün gelir bu acılar yeniden başlar, köyler yeniden yakılabilir, faili meçhuller olabilir. Ama Hakikatları Araştırma Komisyonu bütün bunları açığa çıkarır. Ardından bütün vatandaşlar kendini güvende hisseder.Der ki; bir devlet eğer bu hakikatlerle yüzleşiyorsa demek ki birdaha böyle bir şey olmaz, olmayacaktır. Bu nedenle acılardan kurtulmanın tek yolu budur.

- Bölgede yaşanan faili meçhullerden ve toplu mezar gibi olaylardan haberdar olan  korucular ve onlarla beraber olan ve devletin çeşitli odakları ile ilişkide olan kişilerle ilgili BDP’nin bir çalışması var mı?

Evet biz önümüzdeki günlerde yanılmıyorsam Çarşamba günü Mutki’ye gideceğiz. Mutki’de de bir açıklama yapacağız. Orada yaptığımız çalışmalarla ve kuracağımız komisyon ile ilgili kamuoyuna detaylı bilgi vereceğiz. Biz bu işin üzerinde artık çok daha ciddi duruyoruz ve durmaya devam edeceğiz. Kimin elinde ne bilgi, belge var ise BDP’ye ulaştırabilir. Kim itiraflarda bulunmak istiyorsa da kendi kimliğini koruyarak kimliğini de açıklamak istemeyebilir. Bu korucuda olabilir, olmayabilir, korucubaşı olabilir, polis, asker olabilir, bir vatandaş olabilir. Yani kim ki toplu mezarların yerini biliyor, faili meçhuller hakkında bildiği birşey varsa, şimdiden BDP’ye bu açıklamaları yapabilir, bilgileri verebilir. Biz kesinlikle kendisini güvene alacağız. Hiçbir tehlike, tehdit altında olmadan kendisini koruyacağız. Hakikatleri araştırma komiyonunu kuracağız.

necip-capraz3-56516.jpg

- Yani insanların bu konuya vijdani mesele olarak yaklaşmasını istiyorsunuz öyle değil mi?

Bu vijdan meselesidir. Hiçkimse yani bir suçu, suçluyu saklaya saklaya ömür boyu yaşayamaz. Vijdan azabını ömür boyu yüreğinde taşıyamaz. Onu dışa vurduğu zaman da daha da rahatlar. Ben, o vijdan azabı çeken herkesi bu itiraflarda bulunmaya çağırıyorum.

- Başbakanın geçtiğimiz günlerde Ankara’da valilerle görüşme yapması ve 81 ilin valisine yolladığı genelgede PKK’nin provakatif eylem yapacağı konusunu gündeme getirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

PKK ateşkes ilan etmiş. Provakasyon yapmak isteyen örgüt ateşkes ilan eder mi? Burada demek oluyor ki Başbakan’ın başka bir niyeti var. Bu ateşkese karşılık artık somut adım üretemeyeceğini de biliyor. Bunu da yapmıyor, bunun yerine işte ateşkesin korunabileceği koşullar yerine, habire ortamı gerecek açıklamalar yapıyor. Bu şekilde işte provakasyon olacak diye söylemlerle zaten kendisi gerilim yaratmaya çalışıyor. Ve bu doğacak gerilimi de PKK’nin üzerine atmaya hazırlanıyor. Kafasındaki taktik, kafasındaki siyasette budur.

- Son süreçte AKP ile Hizbullah kaynaşması veya buluşması söz konusu. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz Hizbullah denilen, Hizbulkontra denilen çetelerin hiç bir zaman devletten zaten ayrı olduklarını  düşünmedik. Zaten devletle sürekli ittifak içinde olan karanlık güçlerdi. AKP’de var olduğundan beri bu güçlerle ilişki içindedir, ittifak içindedir. AKP’nin koruması altına girmişlerdir bu çevreler. Dolayısıyla yeni birşey değildir. Hizbulkontra-devlet işbirliği, devlet ittifakı yeni birşey değildir. Fakat tehlikeli bir durumdur. AKP her an bu serbest kalan tetikçilerin yeniden faaliyete geçmeyeceğinin garantisini veremez. Eğer bu tetikçiler, yeniden cinayet işlemeye kalkarsa bunun vebali, sorumululuğu AKP’de olur. AKP şu anda bunları siyasi koruması altına,şemsiyesi altına almıştır.

- Son günlerde Mustazaf-Der ve yayın organlarına yapılan polis baskınlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu göstermeliktir. Bu dönemlerde polis sağa-sola operasyon yapar, birilerini göz altına alır. Zaten göz altına alınanların hepsi serbest bırakıldı. Onlar suçlu insanlar değil, suçlu insanların hepsi elini, kolunu sallayarak kaçtılar zaten.

- Başbakan Erdoğan’ın tarihi mekanlar ve heykellerle ilgili antipatisinin altında yatan gerçek nedir sizce?

Başbakan demokratik bir anlayışa sahip olmaolmadığı olmadığı için  küçük bir sanat eserine bile  tahammül gösteremiyor.

 56517.jpg

 Kendini sultan, padişah gibi gördüğü içindir. Her şeyin en iyisini ben bilirim, her şeyin en iyisini ben yaparım düşüncesiyle hareket ediyor. Son derece sakıncalı bir yaklaşım.

 - BDP  inançlı Kürt  kesimleri ile son yıllarda daha çok yaklaşım göstermektedir. Bu AKP’nin de dikkatini çekiyor. Bu konudaki görüşleriniz?

Bir defa insanlarımızın önemli bir kesimi inançlıdır. Müslüman ve dinine bağlı bir halktır. Dolayısıyla biz bu halk gerçekliği üzerinde siyaset yapıyoruz. Yani bizlerde inançlı, dinine bağlı insanlarız. Bu halkın siyasetçileri de öyledir. Bu halkın gerçekliği de öyledir. Fakat dini siyasete alet etmek başka bir şeydir. Biz halkımızın dinini özgürce yaşaması, ibadetini özgürce yapmasını, ibadetlerininin gereklerini özgürce yerine getirmesi gerektiğini savunuyoruz. Yoksa ona buna, devletin AKP’nin yaratmak istediği din anlayışına, alet olmasına karşıyız.Yoksa bizim halkımızın dini değerleri bizim değerlerimizdir zaten.

- İran’ın Kürt muhalefeti üzerindeki idam politikası hakkında ne düşünüyorsunuz? BDP’nin bu konuda bir çalışması veya diyalogu oldu mu?

Yani idam, idam cezası aslında Türkiye’de de kaldırılmış olmakla birlikte, fiilen uygulanan bir cezadır. Uygulanmıyor ama fiilen vardır. Türkiye’de gün geçmiyor ki işte ya sınırda insanların kaçakçılık yaptığı gerekçesi ile vurulmuyor olsun, gün geçmiyor ki ya bir gösteride bir kişi vuruluyor olmasın, ateş açılmasın, bir çocuk, bir genç yaşamını yitirmesin. Polisin dur ihtarına uymadığı gerekçesi ile insanlar öldürülmesin. Yani idam cezası Türkiye’de de uygulanıyor, İran’da da uygulanıyor. Dolayısı ile İran ile Türkiye birbirini destekleyen politikalara sahipler. Kürtler üzerinde baskı oluşturma, uygulama, baskı kurma. Her türlü baskı yöntemini kullanma konusunda uzlaşmış durumdalar. İkisi de birbirinin hem baskı politikalarını görmezden geliyor, hem de destekliyor. Dikkat ederseniz Türkiye’nin İran’daki idamlara en ufak bir eleştirisi yoktur. Türkiye’deki insan hakları ihlalleri ile ilgili de, Suriye, İran ve Irak’ın da bir eleştirisi yoktur ve ortak politika uygularlar. 1940 sonlarından bu yana oluşturulan politikalardır bunlar.

- Son dönemlerde Arap ülkelerinde başlayan ve despot Ortadoğu ülkelerini de korkutan halk ayaklanmaları ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Hiçbir diktatörlük sonsuza kadar yaşamamıştır. Zalim iktidarlar er geç halk tarafından yıkılır. Bu tarihte de hep böyle olmuştur. Tunus’ta da böyle oldu, Mısır’da da böyle olacaktır. Türkiye böyle devam ederse, AKP Kürtler üzerinde zalimane politikalar devam ettirirse AKP hükümeti de yıkılacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

 - Cumhurbaşkanı’nın yeni anayasa ve başkanlık konusundaki çıkışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz yeni bir anayasadan çok, nasıl bir anayasa sorusunun sorulması ve bunun cevaplanmasının gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye yeni bir anayasaya ihtiyaç duyuyor, doğrudur. Ama önemli olan nasıl bir anayasa olacağıdır. Başkanlık sistemi de Türkiye’ye uygun bir model değildir. Türkiye’ye uygun model Demokratik Özerlik Modelidir. Bizim önerdiğimiz yerinden yönetim modelidir. Yoksa başkanlık modeli gibi merkezi yönetim anlayışı, yetkilerin tekelde toplandığı bir yönetim anlayışı, Türkiye’ye uygun bir yönetim modeli değildir.

 

 

 

Bu haber toplam 3286 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
468x60 BANNER
468x60 BANNER
ÜYE İŞLEMLERİ
SAĞLIK
RÖPORTAJ