

Yeni kaos planı devrede
SERDAR GÖK YAZDI:
AKP’nin açılım politikasını başlattığı günden beri oturup konuştuğum her insana ümitli olup olmadıklarını sorup durdum. Konuştuklarımın çoğu bunun bir aldatmaca olduğunu söyleyince onlara karşı çıkar ve biraz ümitli olmalarını söylerdim. Açılım diye başlatılan projenin samimi bir açılım olduğunu düşündüğümden değildi bu, tam tersine yıllarca sürdürülen inkar, imha ve sindirme politikalarının tüm kirli araçlarının yarattığı muazzam karamsarlığın bir nebze de olsun yok olmasını dilememdendi.
Seçimlerden sonra Kürtlerin demokratik olarak elde ettikleri gücün önüne geçmek için her türlü oyun oynandı. Devletin tüm birimleri bu harekâtta aktif olarak görev aldı. Böylelikle AKP’nin Ergenekon operasyonlarını başlatırken “Çeteleri yok edeceğiz.”demeçleri havada kalmış oldu. Oysa hepimizin de bildiği gibi bu operasyonlar Genelkurmay’da “ AKP VE GÜLENİ BİTİRME PLANI” belgelerinin çıkması ile başladı. Belgeler basında yer aldıkça ordaki kirli ilişkiler ve hedefler bir bir ortaya çıkmıştı. Ordunun AKP’yi devirmek için uygulayacağı adımlarda “TÜRK SAVAŞ UÇAKLARININ TÜRK SAVAŞ UÇAĞINI DÜŞÜRMESİ” ve bunu Yunanistan’a mal edilmesi, camilerin bombalanması gibi fazlasıyla vahşi yöntemler vardı. Varlığına yönelik bu tehdidi savuşturmak için özel yetkili mahkemeler kuruldu. Onlarca general ve asker tutuklandı. Darbecileri destekleyen rektörler, hukukçular, gazeteciler, doktorlar ve diğer tüm kirli odaklar içeri alındı. Buna direnen ANAYASA MAHKEMESİ, HSYK gibi kilit yerler tasfiye edildi. Ancak belirttiğim gibi AKP bunu sadece tehdit kendisine yöneldiği için yaptı. Bunun için başta Kürtler olmak üzere diğer kesimlerden onların da haklarını koruyacağı sözünü vererek destek aldı. Tüm bunları yapan AKP değil miydi?
Geçtiğimiz gün Diyarbakır’da esrarını koruyan garip bir çatışma oldu. Ve 20 kişi yaşamını yitirdi. O gün büyük gelişmeler oluyordu. DTK toplantısı, BDP –AKP görüşmesi ve en önemlisi YAŞ toplantısı zirvesi. Birkaç gün üst üste ulusal medyada hava kuvvetlerinin idaresiz kaldığına dair ajite edici haberler yayınlanıyordu. Tam da o an her şey allak bullak oldu. Birden tüm ülke topyekun Kürt düşmanı kesildi. Başta Ankara olmak üzere birçok yerde BDP’nin il binaları ateşe verildi. Batı illerinde çalışan Kürtlere karşı linç girişimleri oldu. Sözde entellerin gittiği bir caz konserinde Aynur Doğan, Kürtçe şarkı söyledi diye yuhalandı, sahneden indirildi.
Peki, kim kazançlı çıktı bu olaylardan? Kürtler ve çatışmada ölenler dışındaki herkes kazançla çıktı bu işten. Çok küçük bir hamleyle her kesim kazandı. AKP eline yüzüne bulaştırdığı ve zaten samimi olmadığı açılımdan kurtuldu. CHP yemin fiyaskosunu ve parti içi çekişmeleri saklamaya fırsat buldu. MHP milliyetçi dalgalardan güç topladı dişlerini biledi. Ergenekon bulanık suda balık avlayabileceği bir sürece girdi. Ve ordu… Gerçekler gün yüzüne çıktıktan sonra hızla güven kaybeden ordu bu oyundan mağdur edebiyatı ile sıyrıldı. YAŞ öncesi hükümeti kamuoyu baskısı ile alt etme arayışına girişecek.
Bu talandan kendisine pay kapmaya çalışan Liberal gazeteler ve yazarlar derhal kirli tezgâhlarına yeni mallar sürdü., Genelkurmay’ın tatmin etmeyen açıklamalarına ve kendilerinin bu konudaki uzmanlığına rağmen farklı bir koldan saldırıya giriştiler. Ve derhal Öcalan’ı devre dışı bırakma yoluna girdiler. Onlara göre PKK saldırısı Öcalan’ın artık gücünü yitirdiğini gösteriyordu.
Dedim ya dört koldan saldırı ataklarına başlandı. Oysaki Taraf, bir zamanlar manşetine çektiği “KENDİ UÇAĞIMIZI DÜŞÜRECEKTİLER” planına, “DAĞLICA” iddialarına ve daha fazlasına fazlasıyla kâmil olan bir gazete. Eldeki verileri analiz etmeden, otopsi raporları beklenmeden, akıl dışı açıklamalar sorgulanmadan giriştikleri ve içinde yer aldıkları LİNÇ KAMPANYASI”ndan derhal uyanmalılar.
Hükümet ise yine “kuyularını kazma peşinde olanları” sağduyu ve cesaret ile ortaya çıkarmalıdır. Bahçeli’nin “Müzakere değil, mücadele” batağına saplanmaları AKP’nin siyasi sonunu getirecektir. Ortadoğu’daki dengelere aldanıp Kürtleri harcamanın Türkiye’ye hiçbir faydası olmayacaktır. İsrail’in İran’a yönelik tehditleri ve ABD’nin bölge üzerindeki hedefleri Türkiye’yi İSLAM dünyasında da yalnızlığa itecektir. Böylelikle El Kaide gibi uluslar arası güçlerin kolları devreye girip ülkeyi daha önce İstanbul’da olduğu kan gölüne çevirebilir. Bu noktada İran’ında provokasyonları ile ortalık toz duman olacaktır.
Ülkece içine sürüklendiğimiz bu kaostan kurtulmanın yolu sağduyulu bir şekilde olayların sebeplerini araştırmak ve üstüne gitmektir. Bunun için Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun derhal kurulması gerekiyor. Duygusal reflekslerle girişilecek maceralar, ülkenin ekonomik olarak böylesine hızla büyüdüğü bir dönemde yeni krizlere kapı aralayacaktır. Bu muazzam ve kanlı senaryonun hayat bulamaması için diyalog yolları açık tutulmalı ve provokasyonlara gelinmemelidir.






















